edebiyatname

Paylaşmak Yücelmektir..

 

PARAGRAF BİLGİSİ

 

* Paragraf, bir düşünceyi tam olarak anlatabilmek için bir araya getirilen cümleler topluluğudur.

* Paragrafta cümleler belirli bir düşünceyi veya yargıyı anlatmak için topluca aynı amaca yönelirler.

* Biçimce ve anlamca bir bütündür.

* İlk cümle, istenilen cümlenin bir nedeni ise, bir sonraki cümle de, bir sonucu, bir devamıdır.

 

1. PARAGRAFIN KONUSU:

 

* Paragrafta üzerinde durulan, hakkında söz söylenen düşünce, olay ya da duruma “konu” denir.

* Her paragrafta yazar bir şeylerden söz ederek okura mesaj ulaştırmak ister.

* Paragrafta hakkında söz söylenen düşünce, olay ya da durumlar konuyu verir.

* Bir paragrafı çözümlerken yapılacak ilk iş konuyu doğru olarak saptamaktır. Konusu bilinmeyen paragrafın anlaşılması güçtür.

* Konunun belirlenmesi ana düşüncenin belirlenmesi için ilk aşamadır.

* Her yazı bir konu üzerine konur.

* Konu, genellikle paragrafın ilk cümlesinde yer alır. Kimi zaman da ikinci cümlede yer alır.

* Konu, demircinin işlediği demir, marangozun işlediği ağaçtır.

* Yazarın üstünde çalıştığı hammadde, sosyal ya da doğal her durum, her ilişkidir.

* Paragrafta konu ile ilgili sorular değişik soru kökleriyle karşımıza çıkar. Bu soruların cevabı bize konuyu verir. Bunlar:

    “Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden söz edilmektedir?”

    “Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?”

    “Bu parçada aşağıdakilerden hangisinden yakınılmaktadır?”

 

2. PARAGRAFIN ANA DÜŞÜNCESİ:

 

 

* Ana düşünce, parçada yazarın okuyucuya vermek istediği mesajdır.

* Yazarın konuya bakış açısı, konuyu değerlendirişidir.

* Konuyu yazarın yorumlayışıdır.

* Konuyla ilgili düşüncesini kesin yargıyla belirtmesidir.

* Ana düşünceyi veren cümleler kesin bir yargı bildirir, açık ve anlaşılır bir anlam taşır.

* Ana düşünce, parçada sözü edilenleri en kapsamlı bir biçim-de bildirir.

* “Burada asıl anlatılmak istenen nedir?”, “Yazar bu parçayı hangi amaçla yazdı?”, “Bize ne demek istedi?” sorularının cevabı bize ana düşünceyi verir.

* Ana düşünce, değişik soru biçimleriyle karşımıza çıkar:

   “Bu paragrafın ana düşüncesi aşağıdakilerden hangisidir?”

   “Bu paragrafta anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?”

   “Bu parçada aşağıdakilerden hangisi vurgulanmıştır?”  gibi sorular ana düşüncenin sorulduğu soru tiplerinden bazılarıdır.

 

3. PARAGRAFIN YARDIMCI DÜŞÜNCESİ:

 

 

* Ana düşüncenin daha iyi açıklanmasını sağlayan, onu daha belirgin hale getiren, işlediği konunun sınırlarını çizen düşüncelere paragrafın yardımcı düşünceleri denir.

* Ana düşünceyi inandırıcı kılan yan düşüncelerdir.

* Ana düşünceyi türlü yönlerden destekler, örnekler, açıklar.

* Okur yan düşünceler yardımıyla ana düşünceye ulaşır.

* Yardımcı düşünceyle ilgili sorular çoğu zaman olumsuz biçimdedir:

  “Bu paragraftan aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?”

  “Bu paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?”

  “Bu parçadan aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?” gibi sorular hep yardımcı düşünceleri sormaktadır.

 

 

 

ÖRNEK:

     Hislerimizi etkileyen yüz ifadeleri üzerinde yapılan çalışmalar, iyi durumdayken bile pek fazla gülmediğimizi ortaya çıkarmıştır. Oysa gülümseme ve gülme, biyolojik süreci etkileyerek kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar. Onlar, beynimize giden kan ve oksijen miktarını, sinir taşıyıcılarının uyarı düzeyini artırır.

Bu parçadan aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

A) Yapılan araştırmalar, pek fazla gülmediğimiz ortaya çıkarmıştır.

B) Gülümseme kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar.

C) Gülümseme insan biyolojisini etkiler.

D) Sağlıklı insanlarda beyne giden kan ve oksijen miktarı daha fazladır.

E) Yüz ifadeleri üzerine araştırmalar yapılmaktadır.

 

ÇÖZÜM: Parçada A, B, C, E seçeneklerinde verilenlere ulaşılabilir. Parçada, beyne giden kan ve oksijen miktarının artması sağlıklı olmaya değil, gülümsemeye bağlanmıştır; bu yüzden D seçeneğinde verilen yargıya ulaşılamaz.

 

 

4. PARAGRAFIN YAPISI:

 

 

* Paragraf, bir ana düşünce ve bu düşünceyi destekleyen yan düşüncelerden oluşur.

* Her bir cümle kendisinden önce ve sonra gelene dil ve düşünüş yönünden bağlanmalıdır.

 

a. GİRİŞ:

 

* Paragrafın ilk cümlesi genellikle açıklamaya, geliştirmeye, desteklemeye gerek duyar.

* Giriş cümlesi başına bağlayıcı öğe (de, öyle ki, ise, bunun bir nedeni de vb) almaz.

* Giriş cümleleri genel anlamlıdır.

* Genellikle konunun özü giriş cümlelerinde yer alır. Bu sebeple ana düşünce çoğunlukla giriş cümlelerinde bulunur.

* Kendisinden sonraki her cümle, dil ve düşünce yönünden giriş cümlesine bağlıdır.

* Giriş cümlelerinde bir cümleyi önceki cümleye bağlayan “bağlayıcı öğeler” bulunmaz. “Fakat, ama,lakin, ancak, yalnız, çünkü, yani, oysa,n ne var ki, bu nedenle, şöyle ki, halbuki, kısacası,…” bağlaçlarına yer verilmez.

* Giriş cümlesi kendinden önceki bir yargının varlığını hissettirmez; çünkü daha önce söylenen bir şey yoktur.

 

ÖRNEK:

 Aşağıdakilerden hangisi bir yazının ilk cümlesi olmaya en uygundur?

A) Yeni öykücüler arasında Türkçeyi bütün güzelliği ile kullananlar var.

B) Başka öykülerini de dergilerde okumuştum ama bunu hepsinden güzel buldum.

C) Bunda, tiplerin çok canlı, öykülerin otobiyografik olmasının da etkisi var.

D) Bir bakıma bu son iki kitabı birer dil olayı olarak değerlendirilmelidir.

E) Birçok yeni öykücünün, buna gereğinden fazla önem verdiğini gördük.

 

ÇÖZÜM:  Doğru cevap “A” seçeneğidir. Çünkü diğerlerin-de kendisinden önceki bir düşüncenin varlığını gösteren bağlaç vardır.

 

 

b. GELİŞME:

 

* Giriş bölümünden sonra gelen cümleler, giriş bölümündeki bu açıklamayı destekleme, birbirine anlamca bağlı olarak verme amacıyla sıralanır.

* Girişte ele alınan konu açıklanmış, tartışılmış, betimlenmiş ve öykülenmiştir.

* Gelişmeyi oluşturan cümleler, dil ve düşünce yönünden kendisinden önceki ve sonraki cümleye bağlıdır.

* Gelişme cümleleri ana düşüncenin belirginleşmesini sağla-yan yardımcı düşünceleri içerir.

* Konu bütün ayrıntılarıyla bu bölümde açıklanır.

* Konu ile ilgili örneklere bu bölümde yer verilir.

 

c. SONUÇ:

 

* Paragrafın en can alıcı, en etkili bölümü burasıdır.

* Paragrafın sonuna gelen cümle daha kesin yargılıdır.

* Sonuç bölümü çoğu kez, kendinden önceki düşünceleri açıklayan, özetleyen bir nitelik taşır. 

* Genellikle “kısacası, demek ki, yani, böylece, sonuç olarak, öyleyse…” gibi özet anlamı taşıyan bağlaçlarla tamamlanır.

* Konunun bitiş cümlesi yer alır. Yazar bu bölümde düşüncelerini derleyip toparlar ve bir sonuca bağlar.

* Konuyu özetleyici özelliğinden dolayı ana düşünce çoğunlukla sonuç cümlelerinde bulunur.

 

ÖRNEK:

 İnsanın doğayla savaşımında korkunun rolü yansımaz. Önemli olan, bu insanca duyguyu iyi değerlendirebilmektir. Nasıl ki  kullanılması bilinmeyen bir silah bazen geri tepip büyük zararlara yol açabiliyorsa, korku da  denetim altında tutulmayıp kendi başına bırakılırsa sonuç hiç kimse için iyi olmaz. Korkalım; ama neden, niçin korktuğumuzu bilelim. Korkuya yenilme kaygısının tutsağı olmayalım.

Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?

A) Korkuyla birlikte yaşamayı öğrenelim.

B) Korkudan, uygun biçimde yararlanmaya çalışalım.

C) Korkunun, toplumu değişik yönlerden etkilediğini unut-mayalım.

D) Korkuyu bir engel değil, bir araç olarak görelim.

E) Korkumuzun nedenini öğrenip ona göre davranalım.

 

ÇÖZÜM:

Parçada korkuyla yaşamın sadeliğinden, bu duyguyu iyi değerlendirmenin gerekliğinden söz edilmektedir. Bu parçanın sonuna A,B,D,E seçeneklerindeki ifadeler getirilebilir. Fakat korkunun toplum üzerindeki değişik etkilerinden söz edilmediği için E’deki ifade ile tamamlanması uygun olmaz.

 

 

5. PARAGRAFIN BAŞLIĞI:

 

* Başlık, konunun sınırlandırılıp, somutlaştırılmış halidir.

* Konuyu en iyi şekilde yansıtan veya özetleyen bir veya birkaç söz başlık olarak belirlenir.

* Başlıklar, dikkati çekici, ilgi uyandırıcı ya da şaşırtıcı olmalıdır.

* Bir paragrafın başlığı konu ve ana düşünceyle doğrudan ilgilidir.

* Başlık, konu ve ana düşüncenin bir çeşit özetidir. Başlık ana düşünceyle özellikle de konuyla ilgilidir.

* Başlık paragrafın tamamını kapsar.

 

ÖRNEK:

Para, gerçek zenginlik değildir. O, sadece ihtiyaçların giderilmesine vasıta olduğu için değerlidir. Bir çölün ortasında, hararetten yanan bir insan için birkaç damla soğuk su, bir torba altından çok daha değerlidir.

Bu paragrafın başlığı aşağıdakilerden hangisi olabilir?

 

A)  Gerçek Zenginlik          B)  Çöl ve Su         C)  Soğuk Su       D)  İhtiyaçların Giderilmesi   E) Suyun Önemi

 

ÇÖZÜM: Paragrafın ana düşüncesi “Para gerçek zenginlik değildir.” Bu ana düşünceyi kapsayan başlık  “Gerçek Zenginlik” olmalıdır. Cevap: A

 

 

6. DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI:

 

* Bir düşüncenin okura kolayca aktarılıp kavratılabilmesi için kullanılan yollardır.

 

a. TANIMLAMA

* Bir kavramın veya varlığın ne olduğunu bildirir.

* Düşünceyi okur ya da dinleyicilere aktarmanın doğrudan bir yoludur.

* Anlatılmak istenen kavram, yalın bir anlatımla verilir; ayrıntılara sapılmaz.

* Anlatılmak isteneni okurun kolayca kavraması amaçlanır.

* İçinde genellikle tanım cümleleri vardır.

*  “Bu nedir?” sorusuna cevap verir ve genellikle “…dir, … denir” gibi ifadeler bulunur.

 

ÖRNEK METİN 1:

    Şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Şiir, neredeyse dilin doğuşuyla beraber ortaya çıkan bir yazın türüdür. Bazıları şiiri belirli bir amaca ulaşmak için bir araç olarak görür. Şiiri, insanda güzel duygular uyandıran, onu bir ruh hâlinden başka bir rûh haline götüren; ölçülü, kafiyeli (veya serbest) sanatlı sözler olarak tanımlar.

 

ÖRNEK METİN 2:

    İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir araçtır dil. Dil olmadan insanların birbirleriyle iletişim kurmaları çok zordur. Dil; sözcüklerden, söz öbeklerinden oluşan canlı bir varlıktır. Sözcükler, dilin anlamlı en küçük parçasıdır. Bu yüzden dilden söz edebilmemiz için sözcüğün olması şarttır.

 

b. KARŞILAŞTIRMA:

* İki kavram, varlık veya olayın benzer ya da farklı yönleriyle ortaya konmasıdır.

* Genellikle “oysa, ise, daha, en” gibi ifadeler kullanılır.

* İki varlık veya kavram arasındaki benzer veya farklı yönler ortaya konarak özelliklerinin daha iyi kavranması amaçlanır.

 

ÖRNEK METİN 1:

    Edebiyat tarihçisi bir eserin değerini saptarken belgelere dayanarak onun  halk arasında yüzyıllarca nasıl tutunduğunu nedenleri ve sonuçlarıyla anlamaya çalışır. Oysa eleştirmen, doğrudan doğruya  kendisinin o eserden ne aldığı duygulanma  payını, kişisel beğeni ve kanısını eleştiriye katmadan elinden geldiğince nesnel bir biçimde düşünmek zorundadır.

 

ÖRNEK METİN 2:

    Betimlemede anlatıcı gördüklerini sözcüklerin yardımıyla okuyucuya tanıtır, görünür hale getirmeye çalışır. Öykülemede ise betimlemedeki cansız varlık ve nesnelere eylem kazandırmak vardır. Yalnız nesneler görünür hale getirilmekle yetinilmez; insanlar, eşyalar olayın içinde yer alır.

 

ÖRNEK METİN 3:

    Günlük de anı gibi bir kişinin yaşamından beslenen yazı türüdür..Anılardan ayrılan yanı, günlüklerin yaşarken yazılmış olmasıdır.Günlüklerin bakış açısı; şimdiki zamana,biraz da gelecek zamana dökülür.Oysa anıları yazanlar, gözlerini geçmişe çevirirler.

 

c. ÖRNEKLEME:

* Bir düşünceyi inandırıcı kılmak için örneklere başvurmaktır.

 

* Soyut haldeki düşüncenin somut hale getirilmesi ve anlatımı görünür ve anlaşılır kılmak için bu yola başvurulur.

* Düşünceye bir somutluk kazandırmak için çevreden örnekler alınarak yapılır.

* Söylenmek istenilenin okuyucunun kafasında canlandırılmasını sağlayan bir yöntemdir.

* Anlatılmak istenen konuyla ilgili kitap, yazar ismi olan çeşitli örnekler verilir.

 

ÖRNEK METİN 1:

    Dünya edebiyatında olduğu gibi edebiyatımızda da ölümle ilgili çok güzel şiirler vardır. Yahya Kemal, “Sessiz Gemi” şiirinde ölümü limandan ayrılan bir gemiye benzeterek anlatmıştır. Ahmet Haşim’de merdivenin son basamağıdır ölüm. Cahit Sıtkı ise 35yaşa sığdırmıştır ölümü. Herkesin ilgiyle okuduğu daha ismi aklıma gelmeyen yüzlerce şiir…

 

ÖRNEK METİN 2:

    Dil bilimciler, çeşitli diller arasındaki benzerlikler üzerinde durarak kimi sözcüklerin  aynı dilden geldiklerini ortaya atmışlardır. Bazı diller arasındaki benzerlikler gerçekten şaşırtıcıdır. Düşünün İran nerede, İngiltere nerede! Ama Farsça ile İngilizcenin benzerliği göze batacak gibidir. Farsçadaki “peder”  İngilizcede  “father” olmuş, “birader” ise “brother”… aransa belki daha çok sözcük  bulunabilir böyle.

 

ÖRNEK METİN 3:

    Cevdet KUDRET, edebiyatımıza birçok yönden katkısı olan, edebiyatımızda önemli boşlukları dolduran bir yazarımızdır. Her bir eseri edebiyatımızda bir boşluğu doldurmuştur. Üç ciltlik “Karagöz”,iki ciltlik “Ortaoyunu”  ,yine iki ciltlik “Edebi-yat Bilgileri”, ayrıca “Türk Edebiyatında Roman ve Hikaye”… bunların hiçbirinin yeri doldurulamaz.

 

d. TANIK GÖSTERME:

* Yazarın, düşüncesini kanıtlamak için işlediği konuda söz sahibi olan kişilerin düşüncelerinden, sözlerinden yararlanmasıdır.

* Konuyla ilgili uzman kişilerin kişinin sözü ve düşünceleri genellikle tırnak içinde doğruda aktarma yöntemiyle verilir.

 

ÖRNEK METİN 1:

    Tiyatro, insanları baskıdan kurtarır. Onların düşünüp de yüksek sesle söyleyemeyeceği şeyleri dile getirir. Açık sözlü bir sanattır tiyatro; hemen herkese seslenir. Onun için de bazı dönemlerde kendinden korkulan, çekinilen bir tür olup çıkmış-tır. Nitekim Gogol’un  “Yüzünüz çarpıksa aynaya kızmayın. O her şeyi olduğu gibi gösterir.” sözü  tiyatronun yasaklandığı bir dönemde söylenmiştir.

 

ÖRNEK METİN 2:

    Roman, hikaye, tiyatro gibi yazınsal türler başka dillere çevrilebilir. Bu türlerin çevirisi çok kolaydır. Çevirmenin büyük bir çaba göstermesi gerekmez. Ancak şiirin çevirisi mümkün değildir. Paul Valery de: “Şiir, bir dilden başka bir dile  çevrilemeyen şeydir.”demiştir. Eğer şiir başka bir dile çevrilirse ortada şiir denen bir şey kalmaz.

 

ÖRNEK METİN 3:

    Sanat yaratmaktır. Yaratmaksa özgürlükle olur. Gerçek sanatçı eserini şu ya da bu yasanın baskısı altında bırakmaz. Andre Gide “Kalpazanlar” adlı kitabında şöyle der: “Niçin bu kitabı yazdım? Yazmam gerektiği için. Bütün bunları içimde taşısaydım, sanırım rahat ölmezdim” diyor.

 

e. KİŞİLEŞTİRME:

* İnsan dışı  varlıklara insana özgü niteliklerin aktarılmasıdır.

* Genellikle şiirde karşımıza çıkan bir kişileştirme (teşhis) sa-natıdır.

* Anlatımı güçlendirmek için bu yola başvurulur.

 

ÖRNEK METİN:

    Martılar, balıkçılarla koyu bir sohbete dalmıştı. Kimisi aç olduğundan, kimisi yorgun olduğundan bahsediyordu. Balıkçı işlerin yolunda giderse tutacakları balıkların herkese yeteceğinden bahsetti durdu. Bu sohbet çok uzun sürmedi. Hepsi balıkçıyla bir daha görüşmek üzere sözleşip oradan ayrıldı.

 

f.  BENZETME:

* Kavramları ya da varlıkları benzer, ortak yönleriyle anlatmaktır.

* Benzetmede kişileştirmeden farklı olarak, bir varlık insana değil başka bir varlığa benzetilmektedir.

* Anlatımı çekici kılmak ve anlamı güçlendirmek amacıyla bu yola başvurulur.

 

ÖRNEK METİN 1:

    Çocuk eğitimi zor bir iştir. Çünkü onlar beyaz kâğıt gibidir. Ne yazmışsan o vardır kâğıtta. Beyaz kâğıda güzel şeyler yazmak da, kâğıdın hem ön hem arka yüzünü karalamak da mümkün. Bence en güzeli çocuk denen beyaz kâğıdı çok güzel yazılar ve resimlerle süslemek.

 

ÖRNEK METİN 2:

    Toroslar Çukurova’nın bereketli topraklarını İç Anadolu’nun bozkırından ayırır. Çukurova’yı at nalı biçiminde kuşatmış bir duvardır sanki. Ovadan bakılınca çelikten dev bir testere ağzını andıran tepeler yaz kış ışıl ışıldır. Geçerken tünelin birinden çıkıp ötekine girer.

 

g. SAYISAL VERİLERDEN YARARLANMA

* İstatiksel veriler ve bilimsel sonuçları parçada kullanmaktır.

* Anlatımı inandırıcı kılmak ve düşünceyi ispatlamak için bu yola başvurulur.

* Makale gibi bilimsel yazılarda daha çok tercih edilir.

 

ÖRNEK METİN 1:

    Ekonomideki krizden en çok etkilenen sektörlerin başında kara yoluyla yolcu taşımacılığı geliyor. Bu sektörde yolcu sayısında büyük bir düşüş var. Geçen yılın bu aylarında otobüslerdeki doluluk oranı %87 iken bu yıl %34’tür.Yine geçen yıl bir gün içinde Ankara’ya gelen yolcu sayısı ortalama 24.000 civarındayken bu yıl 9.000 civarına gerilemiştir.

 

ÖRNEK METİN 2:

    Topu topu 68 yıllık sinema tarihimizi incelediğimizde ilk 46 yıl toplam 648 film çevrildiğini, bir başka deyişle her yıla ortalama 14 film düştüğünü görürüz.1960’lı yıllar ise sinema tarihimizde bir dönüm noktasıdır. Üretim olarak bakıldığında  yılda ortalama 170 film ve toplam 1730 film çevrildiğini söylemekteyiz.

 

 

h. İLİŞKİ KURMA:

* Karşılaşılan, yaşanan bir durum veya olay ile daha önce ya-şanmış ya da zaten toplumun haberdar olduğu bir başka durum arasında bağlantı kurmaktır.

* Düşünceyi geliştirmede benzer durumlar arasında kıyas yapılarak konunun daha iyi açıklanması amaçlanır.

* Anlatımı güçlendirmek ve anlatılan konuyu daha inandırıcı kılmak için bu yola başvurulur.

 

ÖRNEK METİN 1:

    Fiyatlara resmen zam yapılmayınca lokantacılar da porsiyondaki yemek miktarını azaltma  yolunu tutmuşlar. Elbette azaltırlar. Çünkü önlerinde örnek var. Bir zamanlar hükümet de kok kömürünün fiyatını artırmış görünmemek için bir tonunu 900 kiloya indirmişti. Lokantacılara ne diye kızıyoruz. Üzüm üzüme baka baka kararır.

 

ÖRNEK METİN 2:

    Bir sanat veya edebiyat eserinin esas etkisi, onu izleyenin bilincinde oluşan etkidir. Bu eti de sanat eserinin yapıcısına bağlı olduğu kadar onu izleyenlerin gözlerinde kulaklarındadır. İşte insanlara bakarken ve onları  değerlendirirken de aynı mekanizma işler ve bakılan kişinin nesnel nitelikleri kadar değer yargıları, yani kendine özgü algılamaları da etkili olur. Bu genel yargı anne babaların çocuklara bakışları için de doğrudur.

 

ÖRNEK METİN 3:

    Bir gazete Doğu Karadeniz’deki toprak kaymasından zarara uğrayanlara, yakınlarını kaybedenlere yardı elinin zamanında uzanmamasının utanç verici olduğunu yazıyor. Yapılan bir araştırmada daha önce de böyle yetersizliklerin yaşandığı ortaya  konuyor. Utanca alışmışız anlaşılan. Yara kendimizin olunca merhem bulunmuyor.

 

Yusuf ALTINSOY /  Türk Dili ve Edeb. Öğrt                www.edebiyatname.com

 

7. ANLATIM TEKNİKLERİ / BİÇİMLERİ:

 

* Anlatılan konunun sergileniş biçimleridir.

* Her konunun sergilenişinde belli bir amaç gözetilir.

* Amaca göre anlatım biçimlenir.

* Doğru, güzel ve etkili anlatım için bu teknikler kullanılır.

 

a. AÇIKLAYICI ANLATIM:

 

* Öğretmek, bilgi vermek amacıyla yazılan; doğrudan bilgi vermeye yönelik bir anlatım biçimidir.

* Öğretme amaçlı yazılarda daha çok “açıklayıcı anlatım” kullanılır.

* Açıklayıcı anlatımda, sergilenen konu ile ilgili “neden, niçin, nasıl” gibi sorular cevabını bulur.

* Genellikle nesnel bir tutum sergiler yazar.

* Tanımlama, karşılaştırma, alıntı yapma, örnekleme gibi açıklama yöntemlerine başvurulur.

* Bilimsel yazılarda, düşünce yönü ağır basan fıkra, makale, inceleme, eleştiri, deneme gibi türlerde kullanılır.

 

ÖRNEK METİN 1:

       Mizah, nesneler arasındaki bağıntıları koparıp dünyaya başka bir açıdan bakmamızı sağlar. Öze, dolayısıyla alışılmış “akılcı düzen”in sezgilerine dayanan bir yergidir. Şaşırtmalar, beklenmedik yaklaşımlar yer değiştirmekle alışkanlıklarımızı altüst  eder. Zihni başıboş gelişmeye bırakır.

 

ÖRNEK METİN 2:

      Uluslar arası düzeye yükselmenin ilk basamağı kendi yurdunu, ulusunu iyi tanımak, onlara ilgi ve sevgi duymaktır. Çünkü evrensele giden yol ulusallığın bağrından geçer. Yabancı ülkelerde sevilmek ve sesini duyurmak isteyen bir sanatçı için en kestirme yol eserlerini kendi toprağının özsuyu ile beslemektir.

 

ÖRNEK METİN 3:

    Bilimsel bir düşünceyi, akademik bir konuyu orijinal bir görüşü anlatmak, bir tezi savunmak konferansın en belirgin amacıdır. Bunun için konferansın dinleyicileri az çok okumuş aydın kimseler olmalıdır ki istenen fayda sağlanabilsin. Çünkü konferans,  dinleyicilerin duygularından, gönüllerinden çok düşüncelerine hitap eder.

 

b. TARTIŞMACI ANLATIM:

 

* Yazarın, bir düşüncenin yanlışlığını ortaya koymak amacıyla kullandığı anlatım biçimidir.

* İleri sürülen bir yargının çürütülmesi, bir düşüncenin değiştirilmesi durumunda başvurulur.

* Yazar öncelikle yanlış bulduğu, benimsemediği fikri ortaya koyar. Sonra bu düşüncenin eksik ve kusurlu yönlerini ortaya koyar. En sonunda da kendi düşüncesinin doğru olduğunu kanıtlar.

* Yazar, okuru, öne sürdüğü düşüncenin karşınsında bir düşünceye sahip varsayarak yola çıkar.

* Yazar, okurun sahip olduğu belli kanı ve inançlarını değiştirmeyi ön plana alır.

* Paragrafın ilk cümlesi genellikle bir kanı cümlesidir.

* Açıklayıcı anlatım tanımlar, anlamlandırır. Tartışmacı anlatımsa inandırır.

* Soru sorma, tanık gösterme örnekleme, sayısal verilerden yararlanma gibi teknikler kullanılır.

 

ÖRNEK METİN 1:

      İyi konuşmasını bilen iyi yazmasını da bilirmiş. Konuştuğumuz gibi yazmak olacak iş midir? Yazıda hani bizim konuşmamızın ateşi? Sesimizi de kağıt üstünde gösterebilir miyiz? Yazı hiçbir zaman konuşmanın tıpkısı olamaz. Konuşurken karşımızdakine başımızın, ellerimizin hareketleriyle, sesimizin türlü yükselmeleri alçalmalarıyla anlatabildiğimiz şeyleri yazıyla anlatamaz, duyuramayız.

 

ÖRNEK METİN 2:

    Kimi şair ve yazarlar, yazdıklarını  anlayabilmek için okurların çaba harcamasını, zorlanmasını isterler. Bence bu, kendini beğenmişliktir. Yazdıklarımı anlayabilmek için ben zorlanmalıyım. Bence okur, bir kitabı, bir yazıyı okurken salt anlamak için değil okuyup anladıktan sonra birtakım sonuçlar çıkarabilmek için çaba harcamalıdır.

 

ÖRNEK METİN 3:

    Sanatçını, salt gerçeği işlemesi iddia  ediliyor. Bu mümkün müdür? Sanatçının görevi fotoğraf  makinesi olmak mıdır? Gerçeği hiç değiştirmeden anlatmayı denesin. Fakat bu anlatım sırasında kelim seçiminde, benzetmelerde, sıfatları kullanırken nasıl davranacak? Salt gerçeğin ölçüsü nedir, bunu kim belirleyecektir? Sanattaki gerçek salt gerçek değil, olsa olsa sanatın kendi içindeki tutarlı gerçeği, yani “sanat gerçeği” olur. 

 

c. BETİMLEME(TASVİR):

 

* Bir varlığın, yerin, kişinin ayırt edici özelliklerini ayrıntılarıyla insanın zihninde canlandıracak şekilde anlatmaktır.

* Yazıyla resim yapmak, okunanın akılda canlanmasını sağlamak için yapılır.

* Sözcüklerle resim çizme sanatı olup  niteleyici sözcükler (sıfatlar, zarflar ) çokça kullanılır.

* Betimlemede gözlem başta olmak üzere tüm duyulardan yararlanılır.

* Yapılan tasvir bir insana aitse buna “portre” denir. Görsellikten çok, izlenim ve sezginin ağır bastığı bu betimlemeler sadece insanlara özgüdür. Portreler ikiye ayrılır:

 

- Fiziki portre (fiziki betimleme): Gözle görülenin anlatıldığı betimlemelerdir. Kişinin dış görünüşüyle betimlenmesi ya da dış dünyanın anlatılması bu türdendir.

 

ÖRNEK METİN:

    Beyaz saçlı, uzun sakallı, gözlüklü bir ihtiyar bize doğru geliyordu. Yüzündeki kırışıklar onun ne kadar çok çile çektiğini gösteriyordu. Üzerindeki eski elbiselerden fakir olduğu anlaşılıyordu.

 

- Ruhsal portre (ruhsal betimleme):  İnsanların iç dünyasıyla tanıtıldığı, tavır ve davranışlarının ele alındığı betimleme türüdür.

 

 ÖRNEK METİN:

    İçli, çok duygulu bir adamdı; konuşurken hem ağlar hem ağlatırdı. Geçmişte yaşadığı çileli hayat onu içine kapanık, çekingen bir hale getirmişti. Onun kadar karamsar birini görmedim. O, hep susar çok az konuşmazdı.

 

* Betimleme yazarın konuyu ele alış şekline göre ikiye ayrılır:

 

İzlenimsel Betimleme: Yazarın betimleme yaparken kendi duygularını, beğenilerini katmasıdır.

 

Açıklayıcı Betimleme: Yazarın duygularını içermeyen, bilgi verme amaçlı yapılmış betimlemedir.

 

ÖRNEK METİN 1:

    Kenar mahalleler… Birbirine geçmiş, yaşlanmış tahta evler … Kiminin kaplamaları biraz daha kabarmış, kiminin balkonu eğrilmiş, kimi biraz daha öne eğilmiş, kimi biraz daha çömelmiş. Hepsi hastadır; onları seviyorum; çünkü onlarda kendimi buluyorum.     (izlenimsel betimleme)

 

ÖRNEK METİN 2:

    Orta boylu, kalın  enseli, şişman, çok şişman… Göğsüne kadar çıkan yarım küre şeklindeki bir karın… Bu muazzam gövdeyi başa bağlayan geniş, kısa bir boyun; yuvarlak buğday renginde kansız bir yüz… Ama Cildi yaşına göre taze. Ela gözlerinin yanları kurumamış gibi…(fiziki portre)

 

ÖRNEK METİN 3:

    O hiç şüphesiz şimdiye kadar tanımış olduğum insanların en sevimlisi ve cana yakınıdır. Öyle ki bu sevimlilik hoşa gitmek istediği anlarda başvurduğu bir fantezi olmaktan çok, mizacını temelli bir özelliğidir. İlk görüşte çevresinde bir sempati hava-sı yaratmasının nedeni belki de budur. İnsanı saran, teselli eden dostluk ve sevgi dolu bir havası vardır. Onun için ona hemen bağlanıvermiş. (ruhsal betimleme )

 

d. ÖYKÜLEME (HİKAYE ETME):

 

* Olay anlatımına dayanan anlatım biçimidir.

* Olaylar; şahıs, yer ve zaman bakımından belirtilerek anlatılır.

* Okuru, bir eylem içinde, verilen olguların içinde yaşatmaktır.

* Genelde di’li geçmiş veya miş’li geçmiş zaman içinde verilir.

* Bu tür yazılarda amaç, okuyucunun gözünde canlandırmak ve okuyucuyu olayı yaşatmaktır.

* Olaylar oluş sırasına göre bir dizi halinde verilir ve birbirine bağlanır.

* Betimlemelere yer veren öyküleyici anlatılmamalara “betimleyici öyküleme” denir. Açıklamaların yapıldığı, bazı özelliklerin yansıtıldığı öykülemeye de “açıklayıcı öyküleme” denir.

 

ÖRNEK METİN 1:

    Nefes nefese istasyona indi. Saat 3,5 trenini sorup biraz daha bekledi. Üst üste üç sigara içti. Üçüncüsünü yarılamadan attı. Haydarpaşa’ya bir bilet istedi. Adamın kaşları çatılıyordu. Bileti aldı ve arkasına döndü.

 

ÖRNEK METİN 2:

    Gökten ince dökülen kar tipiye çevirmişti. Ali ellerini mintanının yakasından sokup koltuk altlarına uzattı. Çıplak dirseklerini göğsüne bastırdı. Karlı bir rüzgâr yüzünü, kollarını, pantolonunun yırtıklarından fırlayan dizlerini acıtarak iğneliyordu.

 

ÖRNEK METİN 3:

    Adalar’da oturanlar akşamüzeri iskeleye çıkıp gelenleri karşılar, gidenleri uğurlarlar. Gençler arkadaşlarıyla buluşur, yaş-lılar çay bahçesinde aralarında söyleşirler. Saat 9’a gelince herkes evine dönmüş, sofraya oturmuş olur. Adalar’a gezmeye gelen birkaç kişi dışında kimseyi göremezsiniz ortalıkta.

 

ÖRNEK METİN 4:

    Minibüsün sürücüsü altın bir tahtta oturuyormuş gibi bir edayla arabayı sürüyordu. Direksiyonu eliyle mi yoksa parmağıyla mı tuttuğu belli değildi. Sağ elini vites kolundan he-men hemen hiç kaldırmadı. Atını şaha kaldıran bir binicinin at ile kurduğu iletişime benzer bir duygu birliği kurmuştur araçla sanki…   ( betimleme + öyküleme)

 

ANLATIM ÖZELLİKLERİ

 

DURULUK: Parçada aynı anlama gelen birden fazla gereksiz sözcüğün kullanılmamasıdır. 

ÖR: Bu mektuplardan bize günaşırı iki günde bir gelir.

 

YALINLIK (SADELİK): Metnin anlatımında sanatlı söyleyişlerden, süsten, söz oyunlarından uzak durmaktır. Gereksiz ayrıntılara girmeden, sözü sanatsal söylemlerle süslemeden anlatmaktır.

ÖR: Yüreğini bıçak gibi dilim dilim kesen bir çaresizlik içindeydi artık.  → Artık çaresizdi.

 

AÇIKLIK: Bir konunun herkesin anlayabileceği, aynı anlamı çıkarabileceği biçimde aktarılmasıdır. Açık bir anlatım, farklı yorumlara  açık değildir. Düşünceler muallâkta kalmaz. Herkes aynı anlamı çıkarır.

ÖR: Ben senden çok zarar gördüm.

 

AKICILIK: Söyleyişin pürüzsüz olması, bir yazının kolayca ve zevkle okunmasıdır. Uzun cümlelerde aynı hece ve eklerin tekrar edilmesi  akıcılığı bozar. Ayrıca telaffuzu zor kelimelerle kurulmuş cümleler de akıcılığı bozar.

ÖR: Şu takatukaları takatukacıya takatukalattırsak mı, takatukalattırmasak mı?

 

DOĞALLIK: Yapmacıklıktan, zorlama ifadelerden, yapay dil ve anlatımdan uzak durmaktır.

 

İÇTENLİK (SAMİMİYET): Düşünceleri bilimsel soğuklukla değil; samimi, içten ve sıcak bir dille anlatmaktır. Sohbet yazıları, mektuplar ve deneme yazılarında içtenlik hakimdir.

 

ÖZGÜNLÜK: Hiç kimseye benzememek, farklı olmak; taklit ve kopyadan uzak durmak, basmakalıp ifadelerden vazgeçerek kendine has bir anlatım oluşturmaktır.

 

ÖZLÜLÜK: Az sözle kapsamlı anlam ifade edilmesidir. Atasözleri ve deyimler gibi.  Anlam yoğunluğu olan anlatımdır. 

ÖRN: El el ile değirmen yel ile.

 

SAĞLAMLIK/DOĞRULUK: Anlatımın dil bilgisi ve söz dizimi kurallarına uygun olarak yapılmasıdır. Eksik veya gereksiz ek kullanılmaması, öğelerin yerli yerinde kullanılması anlatımı sağlam kılar.

 

TUTARLILIK: Paragrafın kendi içinde çelişkiye düşmemesidir

 

Yusuf ALTINSOY /  Türk Dili ve Edeb. Öğrt                www.edebiyatname.com

 

 

 

 

PARAGRAF SORULARINDA ÇOK ÖNEMLİ HUSUSLAR

 

1. Paragraf sorularının çözümüne mutlaka so­ruyu okuyarak başlayın. İşe doğrudan paragraf oku­narak başlanırsa paragrafta ne arandığı, paragrafın niçin okunduğu bilinmediğin-den, paragraf, boş yere okunmuş olur. Bu durumda paragrafı iki defa okumak zorunda kalırız ki bu da bizim için büyük zaman kaybı olur.

2. Paragraf  sorularında“soru kökü” çok dikkatli okunmalıdır. Değinilmemiştir, vurgulanmamaktadır, çıkarılamaz tarzındaki soruları" değinilmiştir, vur­gulanmaktadır, çıkarılır" diye okursak soruları yanlış cevaplarız.

3. Paragraf soruları diğer sorulardan daha kolaydır. Çünkü paragraf sorularının hem cevabı paragrafın bütünlüğü içindedir, hem de bu sorularda gramer ya da edebiyat bilgisine gerek yoktur. Okuma alışkanlığı olan, az çok kitap okuyan öğrenciler bu soruları çok rahat çözer.

4. Paragrafta  anlatılan şeyler mutlaka paragrafın bütünlüğü içinde değerlendirilmelidir. Paragrafta inanmadığımız ve bize göre doğru olmayan şeyler anlatılsa bile bunlar doğrudur. Çünkü sorular mutlaka "parçaya göre" cevaplandırılmak zorundadır. Bu yüzden paragraf soru­larında kesinlikle paragrafın dışına çıkılmamalı.

5. Paragraf soruları uzun göründüğü için birçok öğrenci zaman kaybetmemek için paragraf sorularını çözmeden geçer. Oysa bizim ÖSS’de her bir soruya çok fazla ihtiyacımız vardır. Paragraf dışındaki kısa sorulardan zaman ta­sarrufu yaparak, paragraf sorularında ise sorudan başlayarak paragraf sorularını yeterli zamanda ra­hatlıkla çözebiliriz. Zaten paragraf sorularının büyük çoğunluğunun uzun metinler olmasına rağmen çok basit sorular olduğunu göreceksiniz.

6. Paragraf sorularındaki metinlerde anlamını bilmediğimiz, daha önce duymadığımız ya da duyup, okuyup sık kullanmadığımız bazı özel kelime ve kavramlar karşımıza çıka-bilir. Bu kelime ve kavramların bilinmesi metni daha iyi anlamamızı sağlar.

7. Paragraf sorularında genel bir insan tipinden söz edilir. Bu insan tipi ÖSS sorularını hazırlayan kişilerin  yetiştirmek istedikleri (ya da üniversitede okumasını istedikleri)insan tipidir. Bu insan tipinin özelliklerinin bilinmesi bence paragrafların çözümünü çok kolaylaştıracaktır. Bu genel insan tipinin özelli şunlardır:  

a) Savaşlara, teröre, sömürüye karşıdır.

b) Hızlı sanayileşme sonucu doğanın tahribini asla onaylamaz

c) Doğayı fazlasıyla sever. Yeşile ve yeşilliğe tutkundur. Beton yığınları arasında yaşamaktan sıkılır. Doğaya yönelmek, doğayla iç içe olmak onu rahatlatır. İnsanlardaki doğa sevgisi azaldıkça birbirlerine olan sevgilerinin de azaldığına inanır.

d)  Saygılı, hoşgörülü ve sevecendir. İnsanları düşüncelerinden dolayı kınamaz.

e)  Düşünce özgürlüğünden yanadır. Herkesin düşüncelerini açıkça ve rahatça söyleyebilmesi taraf­ındır.

f) Akla ve bilime çok önem verir. Batıl düşüncelere, hurafelere ve geçerliliği kanıtlanmamış düşüncelere karşıdır.

g) Yenilikçidir. Yeniliklere açıktır. Sürekli yenilenmeyi ve değişimi savunur. Kendini yenilemeye, değişimlere karşı duran insanları onaylamaz.

h) Sanata tutkundur. Sanatın her dalını sever. Sanata ve sanatçıya büyük önem verir. Sanatın in­sanı yücelttiğine inanır.

ı) Eğitimi her şeyin üstünde görür. Eğitimin ol­madığı yerde hiçbir gelişmenin olmayacağına inanır.

i) Okuma tutkunudur. Okumanın insan düşüncesini ve evrenini genişlettiğine inanır. En büyük ıstırabı insanların okumamaları, okumaya gayret etmemeleridir.

j) Sanat ve edebiyatta ulusallığı (millî olmayı) savunur. Sanatçılar ve edebiyatçıların önce yerli olanı iyice tanıyıp incelemeden evrensel olanı yakalayamayacaklarına inanır.

k) Sanatın ve müziğin evrensel olduğuna inanır. Bir insanın Yunus Emre'yi sevdiği gibi Hugo'yu da sevebileceğini savunur.

I) Geçmişini iyi bilmeyen toplumların gelecekler­inin karanlık olacağına inanır.

m) Dürüst, yardımsever ye nazik bir insandır.

n) İnsana çok fazla önem verir. Evrendeki her şeyin temelin-de insan vardır. İnsanın olmadığı yerde hiçbir şeyden söz edilemez.

o) Çocukluğuna ve çocukluk günlerine büyük bir özlem duyar. Sık sık çocukluğuna, anılarına döner.

ö) Aydınların ve sanatçıların görevlerinin toplu­mun sorunlarına sahip çıkmak ve toplumu yüceltmek olduğunu düşünür.

p) İyimser ve mutludur. En küçük olaylardan ve durumlardan bile kendisine mutluluk adına bir pay çıkarır.

r) Mücadeleci, kararlı ve iradeli bir insandır. Umutsuzluğa kapılmaz. Her şeyin üstesinden geli­nebileceğine inanır

s) Dilini ve edebiyatını çok sever. O dili konuşan herkesin konuştuğu dili çok iyi bilmesini ve konuşmasını ister.

ş) Kabalığa, her türlü yalan dolana ve haksızlığa karşıdır.

 

PARAGRAFLARDA SIKÇA KULLANILAN BAZI KELİMELERİN ANLAMLARI:

 

       Sevgili  öğrenciler, aşağıda  sözcükte anlam, cümlede an-lam ve paragraf sorularında sıkça karşınıza çıkan sözcükler ve bunların anlamları verilmiştir. Bu sözcüklerin anlamlarını bil-meniz şüphesiz ki söz konusu sorularla ilgili karşınıza çıkacak soruları daha çabuk ve daha kolay anlamanızı sağlayacaktır, bunun sonucunda ise bu soruları hem daha kolay anlayacaksınız hem de soruyu doğru cevaplama şansınız artacaktır. Umarım, birkaç saatinizi ayırıp bu sözcüklerin anlamlarını öğrenirsiniz

 

Adaptasyon: Uyarlama                                                      

Adapte: Uyarlanmış

Ağdalı: Anlaşılması güç, karmaşık                                      

Ahenk: Uyum, düzen

Akıcılık: Sürükleyici olma, okuyanı sıkmama                       

Aktüel: Güncel, edimsel

Alaturka: Türk geleneklerine uygun                                   

Alafranga: Batı tarzında, Türk geleneklerine uygun olmayan

Anlatı: Hikâye etme                                                          

Bağdaşmak: Uyuşmak

Banal: Bayağı, sıradan                                                      

Betik, bitik: Kitap, mektup…

Burjuva: İmtiyazlı, seçkin, soylu                                          

Biçem: Üslup, tarz, anlatım biçimi

Çağrışım: Hatırlatma                                                         

Çeşni: Çeşit, tat, hoşa giden özellikler

Çağdaş: Aynı çağda yaşayan, uygar                                    

Dejenere: Yozlaşmış, aslını koruyamamış

Devinim: Hareket, eylem                                                    

Diksiyon: Duru, kurallara uygun güzel konuşma

Duyarlılık: Hassasiyet                                                        

Dikte etmek: Bir düşünceyi zorla kabul ettirmek

Dingin: Durgun, hareketsiz, sakin                                        

Dinleti: Bir topluluğa bir şeyler anlatmak, konser

Diyalog: Karşılıklı konuşma                                              

Doğaçlama: İrticalen, metne bağlı kalmadan içinden geldiği gibi konuşma   

Doğallık: Yapmacıksız, gösterişsiz                                     

Dramatik: Acıklı

Edimsel: Hareketli, fiili                                                       

Ego: Ben

Eğreti: Geçici, sınırlı                                                           

Empoze: Zorla kabul ettirme

Erek: Amaç, maksat                                                          

Etik: Ahlaki, ahlakla ilgili

Fantezi: Sonsuz hayal                                                       

Fenomen:  Olay, olgu

Fonetik: Ses bilgisi                                                           

Görece: Kişiden kişiye değişebilme durumu

Güdüm: İrade,                                                                  

Hayıflanmak: Acınmak, üzülmek, yerinmek, esef etmek

İçerik: Bir şeyin içerisinde bulunanların tümü, muhteva

İkilem: Çatışma, iki durumdan birini seçme                        

İlinti: İlgi, ilişki zorunluluğu

İma: Dolaylı, üstü kapalı anlatma                                     

İmge: Hayal, hülya

İnan: İnanma işi                                                              

İndirgeme: Bir işi daha kolay kısa ve yalın hale getirme

İşlev: Görev, fonksiyon                                                   

İrdelemek: Detaylı olarak incelemek

İroni: Alaylı söyleyiş, acıklı ve komik                                 

İvedi: Acele,

Jest: El, kol veya baş ile yapılan uyumlu hareket                 

Kriter: Ölçüt, kıstas

Kitle: İnsan topluluğu                                                       

Kuram: Kanıtlanmamış, teori, soyut bilgi

Mistik: Aklın erişemediği  şey                                            

Nicelik: Sayılabilen ölçülebilen, azlık, çokluk…

Nükte: İnce anlamlı, düşündürücü                                     

Ödün: Taviz ve şakalı söz, espri          

Özlülük: Az sözle çok anlam ifade etme                           

Özgün: Yalnız kendine has bir nitelik taşıyan, farklı, orijinal

Özveri: Fedakârlık                                                           

Payanda: Dayanak

Polemik: Ağız kavgası, sert tartışma                                    

Realite: Gerçeklik

Salt: Yalnız, tek                                                                

Sav: İddia, tez

Simge: Sembol                                                                 

Süreğen: Sürüp giden

Tasarı: Proje, plan                                                           

Tem: Tema

Tinsel: Ruhi, manevi                                                         

Tutarlılık: Çelişen fikirlerin olmaması

Yadsımak: İnkâr etmek, yabancı kalmak                           

Yaratı: Eser, yapıt

Yazın: Edebiyat                                                               

Yazınsal: Edebi

Yetke: Otorite                                                                  

Yetkin: Olgun, mükemmel

Yoğunluk: Yazıda birçok anlamın bir arada olması             

Yazınsal yaratı: Edebi eser

Salık vermek: Öğüt vermek, tavsiye etmek                  

Kanıksamak: Alışmak

 

Yusuf ALTINSOY /  Türk Dili ve Edeb. Öğrt                www.edebiyatname.com

 

 

 

 

 

EDEBİYAT TESTLERİ

Ziyaretçiler

550965
Bugün
Dün
Bu Hafta
Geçen Hafta
Bu Ay
Geçen Ay
Toplam
1319
615
9280
532976
32203
29358
550965

İP'niz: 54.82.82.201
Server Time: 2014-10-25 11:53:07

Arama


edebiyatname.com © 2013. Her Hakkı Saklıdır.